17 Ağustos 2017 Perşembe

Minimalist hediyelere yeni bir alternatif: Yenilebilir Hediyeler


Hediye vermek zor bir konu, karşındakinin zevkine ve belki de ihtiyacına göre bir şey bulmak her zaman kolay değil, üstelik burda materyalizmden biraz uzaklaşalım derken tabii ki öneri olarak yeni bir kazak önermeyeceğim.

Bugünkü önerim ise yenilebilir hediyeler. İster kendiniz yapın isterseniz güvendiğiniz bir yerden alın. Bu hediyelerle sadece minimalistlerin değil herkesin gönlünü alabilirsiniz.
1.       Yenilebilir çiçekler: Çiçek dediğine bakmayın, aslında çiçek şeklinde organize edilmiş meyveler. Çeşitli çiçek zincirleri sayesinde çoktan çok meşhur oldu. Özellikle ofise geldiğinde sadece alanı değil, tüm arkadaşlarını mutlu eden bir sürpriz.
2.       Kavanozda tatlı tarifler: Pinterest’i seviyorsanız kavanozlardaki hazır karışımlara gözünüz aşina olabilir. Denizden İncilir bundan 1-2 sene önce bu konuda çok güzel bir yazı yazmıştı. Şurdan onun tariflerine ulaşabilirsiniz. Kavanoz demişken Deniz’in sitesine uğramışken kendiniz için kavanozda salata önerisine de bakmadan geçmeyin derim.
3.       Günümüzün en popüler konularından biri de evde ekşi mayalı ekmek yapmak; herkes gördüğü o dışı çıtır içi pufidik ekmeklere bayılıyor. E siz de arşivi mükemmel olan Devletşah’ın ekşi ekmek yazılarına bir göz atın, aklınıza en çok yatan tarifi yapıp güzelce paketleyerek hediye edin, belki yanına ekmekle iyi gidecek bir şeyle eşleyebilirsiniz. Mesela otlu bir tereyağ ya da güzel bir kavanoz reçel gibi.
4.       Bir yandan hediyenizi verip bir yandan da karşınızdakini zero-waste akımına biraz ısındırmak istiyorsanız el yapımı kurabiye, kek ya da ekmeğinizi kumaş bir çanta ile paketleyerek ambalajının tekrar tekrar kullanılmasını sağlayabilirsiniz.
Sevgililer Günü’ndeki çöpsüz ambalaj yazısını için buraya tıklayın.
5.       Artık bir çok şeyin özel gurme versiyonları var malum, bir şişe gurme zeytinyağına ne dersiniz?

6.       Ev yapımı Türk lezzetleri. Doğal tariflere sadık kalarak yaptığınız içine turşu kur ya da limon tuzu gibi malzemeler katmadığınız tarhana, turşu, sirke… Tekrar değeri hatırlanan kefir. Bunlar da kıymetini bilecekler için özellikle çok güzel ev hediyeleri olacaktır.

10 Ağustos 2017 Perşembe

9 Ay Boyunca Giyilebilen Hamile Kıyafetleri

Benim minimalizm konularındaki ilgimi bilen bir arkadaşımın bana önerisiyle Reading my tea leaves bloguna uzun süredir hayranım. Fotoğraf çekimleri olsun, tiny-house kavramını hayatlarına sokmaları olsun ve 2 çocukla bu hayatı sürdürebilmeleriyle benim için gerçekten bir ilham kaynağı. Geçenlerde yine sitenin yeni yazılarına bakarken sponsorlar arasından biri ilgimi çekti. Firmanın adı Storq, bir hamile ve emzirme kıyafetleri markası. Onu diğerlerinden farklı kılansa hamile kıyafetleri göbek üzerinde bebek figürleri, bebeksi desenler vs ağırlıklı iken bu dönemde farklılaşan bir yaklaşım sergilemeleri:

1.       Kıyafetleri siyah, gri gibi notr ve her şeyle giden renklerde, böylece sadece baz bir iki parça alarak onlarla giyebilecek kendi parçalarınızla mütevazi bir hamile/yeni anne gardrobu oluşturmanızı sağlıyor.
2.       Kıyafetleri hamilelik boyunca giyilebilecek esneklikte ve üst parçaları emzirme döneminde de rahatça kullanabileceğiniz şekilde hazırlanmış.
3.       Bu kıyafetlerin 2. El dönüşümünü destekliyorlar. 2ReWear firması ile yaptıkları işbirliğinden yararlanmak için onlara bir mail atmanız yeterli oluyor, sonra bu ürünler evsiz hamile kadınlara ulaştırılırken ürünü bağışlayan kişiye de a $25 değerinde hediye çeki veriliyor. (İsveç markası Houdini de benzer bir politikaya sahipti hatırlamak için buraya tıklayın)
Storq, New York’lu Courtney Klein’in bir girişimi, 30’lu yaşlara gelip de etrafındaki arkadaşları teker teker hamile kalınca hamile modasındaki açığı keşfetmiş. Hamilelik kısa bir dönem olduğu ve bir çok kişi hamilelik kıyafetlerine çok para harcamak istemediği için bu alanda genelde biraz daha özensiz ürünlerin olduğunu düşünerek kendi markasını yaratmış. 

3 Ağustos 2017 Perşembe

Virgin Australia Her Ay 1,2 Ton Üniformayı Yastık, Battaniye ve Oyuncak Ayı Olarak Yeniden Değerlendiriyor

Virgin Australia’nın 1 Temmuz’da kendi twitter hesabında duyurduğu projede artık kullanılmayan hostes ve yer ekibi üniformaları elden geçerek oyuncak, battaniye ve yastık olarak barınaklarda, konaklama merkezlerinde kalan çocuklara ve bireylere gidiyor.


Batı Avusturalyaadaki Aborjin kökenli In Balance Products ile iş birliği yapılan projede her ay 1 tonu aşkın üniformanın çöp olması ve dolayısıyla çevreye zararı engellenmiş bir yandan da bir iş gücü yaratılmış olmuş. Çocuklar için hazırlanan oyuncak ayılara ise Virgin şirketler grubunun CEO’su Sir Richard Branson’ın isminden yola çıkarak “Branson The Bear” adı verilmiş.  

27 Temmuz 2017 Perşembe

Sadece 1 saatlik kullanımı 1 ailenin 1 günlük ihtiyacını karşılayan bisikler


Billions in Change dünyayı daha iyi hale getirmek için bir hareketin adı. Ben de Facebook'ta denk geldiğim bir fragman sayesinde tanıdım onları. Çalışma alanları temel olarak su, enerji ve sağlık. Bu oluşum 5hour Energy isimli Türkiye’de satılmayan dolayısıyla pek de bilinmeyen ancak Amerika’da çok meşhur bir enerji içeceği şirketinin sahibi dünyanın sayılı zenginlerinden Manoj Bhargava tarafından yönetiliyor. Ekşi sözlükten alıntılamak gerekirse (çok samimi ve tatlı ifade etmiş yazar): “manoj bhargava diye biri var. ben enerji içeceği sattım, 4 milyar dolarım oldu diyor. ben bu kadar parayı yiyemem, öyle bi pavyon icat edilmedi, yüzde biri yeter bunun bana diyor (12 milyon tl. ha). kalanıyla da kendi labımı kurayım, dünyayı kurtarayım dedim diyor” .
National Geographic’teki 2017 tarihli yazı da bu söylemi destekliyor (Nat Geo yazısını okumak için tıklayın).
Bhargava, Billions in Change’in belgeselinde ise şöyle diyor: Eğer bir zenginliğe sahipseniz, bunu ona sahip olmayanlarla paylaşmak zorundasınız; sadece konuşmak değil; harekete geçmek gerekli.

Enerji, elektrik, su ve sağlık için ayrı ayrı buluşları var; beni en çok etkileyen The Hans Free Electric™ oldu, sadece 1 saatlik kullanımıyla jeneratörü tamamen dolduran ve kırsaldaki bir ailenin 1 günlük elektriğini sağlayan bir bisiklet.

2016 Mart ayı itibariyle pilot çalışma amaçlı olarak Hindistan’daki kırsaldaki evlere, küçük işyerlerine, sağlık kuruluşlarına ve okullara toplamda 25 tane Hans Free Electric™ dağıtılmış. Şu anda hem kullanışlığı test ediliyor hem de dünyaya yayılımı nasıl olabilir, o tartışılıyor.

Eğer siz de bu hareketten etkilendiyseniz sadece maddi olarak değil seslerini duyurmak konusunda etrafınıza bu hareketi anlatarak da destek olabilirsiniz. 

Sitelerine göz atmak isterseniz: billionsinchange.com 'dan detaylı bilgiye ulaşabilir; bugüne kadar yaklaşık 4 milyon kez izlenen belgesellerini ise buraya tıklayarak Youtube üzerinden kendi kanallarında izleyebilirsiniz.

20 Temmuz 2017 Perşembe

Mağazalarında ikinci el ürünlerini de satan marka: Houdini


İsveçli outdoor giyim markası Houdini’nin mağazalarında ikinci el ürünler de bulunuyor. Firmanın websitesindeki bilgide şöyle diyor: 

"İkinci el ürünler satarak ürünlerimizin daha çok kişiye ulaşmasını sağlamanın yanı sıra ürünlerin kullanım sürelerini de arttırmış oluyoruz. Amacımız doğaya bıraktığımız ayakizini küçültmek ve ürünlerimizin yaşam süresini arttırmak. Ayrıca bu sayede müşterilerimize ürünlerimizin hem stil hem de kalite bakımından ne kadar kaliteli olduğunu da göstermiş oluyoruz."


İkinci el ürünlerin satışı da ilginç şekilde oluyor: müşterile kendi artık kullanmadığı Houdini kıyafetini mağazadaki satış görevlisine verince ürüne bakarak durumuna göre bir fiyat belirleniyor ve ürün satıldığı zaman fiyat Houdini ile müşteri arasında %50-50 paylaşılıyor. Hatta bu davranışı teşvik etmek için ilerki alışverişlerde geçerli %20’lik bir indirim veriyorlar. 


4 Nisan 2017 Salı

Sadeleşme yolunda vazgeçemediklerimiz


Kaynak: Pinterest

Evleri sadeleştirme böyle koca koca alanlarda bembeyaz duvarlar belki bir de kocaman (yine minimalist) bir tablo ile oturma fikri güzel de hepimizin vazgeçemediği ve bence vazgecmesi de şart olmayan istisnai şeyler de var. Bize mutluluk veren kopamadığımız şeyler. Sadeleşirken temel amaç bir şeyin mutlaka kullanımda olması ve size varlığı ile mutluluk vermesi ama bazen kullanılması için alınan ama bir biblo edasıyla yıllardır orda durup bizi çok mutlu eden eşyalarımız da var.

Benim için kitaplar bu kategoriye giriyor. Sürekli azaltsam da okuyabileceğimden bile fazla aldığım ya da tam kitap alışverişi yaptığım sırada arkadaşımın kitabını görüp önce onu okuyayım dediğim için kitaplarım her zaman her yerden taşıyor; başucumda, Kaan’ın odasında, makyaj masamda, çantamda, evdeki 3 kütüphanede kitap var. Eşim ise artık DVD oynatıcımız olmasa ve laptoplardan da DVD player kalksa bile DVD’lerinden vazgecemiyor, belki kapaklarını bile açmıyor ama 3 raf DVD’nin orda olması onu mutlu ediyor.

Bu konuyu biraz kurcalayınca bir de misafir geldiğinde kullanılır diye ayırdığımız havlular(larlar…) var. Onları vermek anneme ve kayınvalideme karşı işlenecek bir suç sayılacağı için onları (havalandırmaya bile uğraşmadan) bir çekmecede tutuyorum. Bu tabii varlığıyla mutluluk verme değil de yokluğuyla vicdan azabı yaratma kategorisinden listede.


Peki ya siz? Ne kadar sahip olduklarımı azaltsam da asla vazgeçemediğim dediğiniz neler var? 

29 Mart 2017 Çarşamba

Drew Barrymore'un 6 adımlık Gardrop Diyetini Keşfedin

Bugün sizle Drew Barrymore’un Refinery sitesi için yazdığı yazıyı  çevirerek paylaşmak istedim. Benim gibi sizin de sevdiğiniz bir oyuncuysa onun yaşadıklarını bire bir okumak sizin de hoşunuza gidecektir.

Yazının başlığı da çok tatlı: Gardorbumu neden diyete soktum. Aşağıda tüm yazıyı görebilirsiniz:


“İnsanları gösteren kıyafetleridir” deniyorsa ben de "Kadını delirten kıyafetleridir!" diyorum. İşte nedeni:...

Kelimenin en kibar haliyle moda tutkunları biraz takıntılıdır. Belki bu “iyi anlamda deli” kategorisi altına girebilir.  Ve bir de “Umursamıyorum”cu giyinenler vardır. Ve sonra da ben: “Önemsiyorum ama bedenimle ilgili sorunlarım var" tipi, işte bu yüzden sürekli ama sürekli hep aynı şeyleri giyiyorum. Aynı zamanda ilham versin diye alışveriş yapmayı seviyroum ancak genellikle bu alışverişlerin sonu dolabımı içini göremediğim bir kaleydoskop haline gelmesine neden oluyor.

Eğer biri dolabıma baksaydı, yeteri kadar kıyafetim olduğunu söylerdi. Ama ben her gün bir önceki akşam yere attığım kotu favorim olan yumuşak tshirtümle giyiyorum. Kış demek benim için kot ve kazak demek, yaz ise daha zor çünkü kısa olan hiçbir şeyi sevmiyorum. Bu yüzden kendimi bir sekilde kapatırken sıcaklamamaya ve cool durmaya calısıyorum.

Ama asıl sorun şu: belirsizlik içinde yaptığım sağlıksız alışveriş alışkanlığımdan dolayı dolabımdaki kıyafetler atmaya ve daha da artmaya devam ediyor. Aslında gerçekte ne arıyorum ve neden bulamıyorum?

Hmm, bir yerden başlamak gerekirse nerdeyse 40 oldum ve 20 yaş kıyafetleri artık pek de anlamlı gelmiyor. Üstelik 2 bebek sonrası 30 yaş kıyafetlerim de artık üzerime olmuyor. Bir kıyafet kavşağındayım ve bu biraz acı verici.

Çoğu günler dolabıma doğru yürüdüğümde beynimdeki küçük ses başlıyor: “Hiçbir şey üzerine yakışmayacak. Yine aynı görüneceksin. Farklı bir şey denemek için uğraşma çünkü sende hoş durmayacak!”. Askıya elimi atana kadar cesaretim kırılmış oluyor ve mutsuzca ve üzerimde daha heyecan verici bir şeyler olmasını dileyerek sorgulamadığım kot & tshirtümü giyiyorum.

İşte tam bu: sorgulamayacağım bir kıyafet istiyorum. Günün ortasına o güvensiz  “keşke eve gidebilsem ve üzerimi değiştirsem”  anını yaşamak istemiyorum. O yüzden risk almıyorum. Ve o sırada evde, tüm o kıyafetler askılarında günden güne yere doğru sarkıyor. Dolaptan bir şey giymeye giderken kendime kötü bir şey söylemek istemiyorum. Yeni bir anne olarak yeni bir vücudum ve daha sakince bir moda anlayışım var ve giyinmenin daha huzurlu bir süreç olmasını istiyorum… ama nasıl?

Dolap diyeti

İllustrasyon: Blake Wright

Bir: önce herkesin yapmanız gereken ilk şey olduğunu söylediği şeyi yaptım: Giymediğim her şeyi elden çıkardım.  
Tüm o “kırk yılın başı” ya da “bir gün üstüme uyar” kıyafetleri sonunda bağış ya da 2. el satış için ayırdığım kutularına gitti.  Bir çoğunu yerel , I also took most of my clothes down to my local göçmen bürosuna götürdüm. Ayrıca Teens for Jeans derneği ile çalışıyorumi oraya da bir çok şey yolladım. Böylece verdiğim her şeyin nereye gittiğini bilme şansım oldu!

İki: Yavaş yavaş ilerledim: Bunu acele etmeden yapmak istediğim ve çocuklarda evde çok da vaktim olmadığı için (onların uyku saatleri bunu yapmak için harika zamanlama) tüm bu temizlik birkaç hafta sürdü

Üç: Renklere göre düzenleme yaptım ve işte bu başlı başına hayat değiştiren bir şeydi.
Gökkuşağı size yardımcı olacaktır çünkü çok net. Önce nötrler arasından bir kıyafet al ve üstüne renkliler arasından bir şey seç. Bazen farklı bir renk şalla hareket kat.

Dört: Kıyafetlerimi kategorilere ayırdım.
Evet, tam da etekler eteklerle, elbiseler elbiselerle durumu. Bu şekilde dolabın karşısında Winnie the Pooh gibi durup kendime bir pantolon ararken bir sürü bluza boş boş bakmak yerine artık tam istediğim kıyafeti bir kerede bulabildiğimi fark ettim.

Beş: Cesur ol ve büyük değişiklikler yap.
Gerçekten giyilebilir kıyafetlerden oluşan bir seçki yaratmaya çalış. Benim için bu bana gitmeyen o çılgın desenli kıyafetlerden ve görünen o ki hiç giymediğim o parlak renkli üstlerden kurtulmak demekti. İlgili not: Belli ki o pembe Nike spor ayakkabuları ve pijama tipi pantolonları giymiyorum (ki eskiden giyerdim): o zaman gidiyorlar!

Altı: Depresyon ve kimlik krizlerine hazır ol
Tüm bunlar sonunda dolabım temizlenmiş görünüyordu ama artık özgün ya da vahşi bir yanı kalmamıştı. Hatta açıkçası hiç kıyafetim yokmuş gibi duruyordu. Üzülmüştüm. Fazla mı ileri gitmiştim? Eski modayı takip eden beni özlüyor ve muhafazakar, sıkıcı bir kadına dönüşmüş gibi hissediyordum. Sanki kendim gibi değildim.
Ama sonra bir şey oldu. Kaosun ortadan kalktığı o kadar belliydi ki daha dolabımı açmadan kıyafetlerimi kafamda çevirebilir olmuştum. Bu farklı bir deneyimdi. Normalde kendimle savunmacı bir diyalog kurardım şimdi ise beni yormayan sade bir dolabım vardı. Aman tanrım, bu dolap diyeti gerçekten de işe yarıyordu.

Bunu alışveriş yapmaya da uyarlamaya başladım. Bir boşluk duygusunu doldurmak için çılgınca alışveriş yapmak yerine artık neler giydiğimi bildiğim için yeni şeyleri daha düşünerek almaya başladım. Biraz küçük ataklar yaparak birkaç desenli ve pullu şey bile aldım.

Aylar sonra; dolabım artık gayet makul ve ben mutluyum. Artık her sabah giyinirken bir savaş vermiyorum. Kendime “neyin işe yaradığını biliyorsun, eh kendine bir iyilik yap ve onu seç diyorum”. Evet yeni bir anne olarak bedenim oldukça değişti. Ama en önemlisi benim bir anne olarak çocuklarıma iyi ve güçlendirici mesajlar vermem. Kendimizi paralarken bu sırada o negatifliğin kendi çocuklarımıza geçmemesini bekleyemeyiz. Bu senin için neyin işe yaradığı ve sana neyin iyi hissettirdiği ile ilgili. Aynı dolapta olduğu gibi aklımızda da daha büyük ve güzel şeyler için yer açmalıyız. E bunu da yeni tatlı dolabınızdan giydiğiniz güzel bir kıyafet içinde yapmanın bir zararı olmaz.