18 Mayıs 2018 Cuma

Kredi kartsız kaç gün yaşayabilirsiniz?

Facebook'ta Nas Daily'i takip ediyor musunuz bilmiyorum (etmiyorsanız bir şans verin) ama ben bugün yazıma onun videolarına başladığı gibi başlamak istedim. 

Seda'yla tanışın. Çocuklar için felsefe atölyeleri düzenleyen anne dostum Seda'nın hiç kredi kartı olmadı. Hiç!
Ben yaklaşık son 10 yıldır tek kredi kartı ile yaşıyorum. Rahmetli babamın cüzdanını hatırlarım, eski bir bankacı da olan babam için kredi kartları övünülecek birer özel şey gibiydi. Belki ona bir tepki belki de 2 kartı bile takip etmenin stresiyle ben tek karta döndüm, harcamalarımı rahatça takip ettim. Hatta son 2 senedir bilgisayar gibi çok büyük alımlar dışında taksit de kullanmıyorum. Böylece aylık giderimi daha rahat takip ediyorum. 

Ama yukarda da dediğim gibi Seda o tek karta da sahip değil. Peki nasıl oluyor da oluyor: )

Onun kaleminden okuyalım: 

Benim hiç kredi kartım olmadı. Bizim zamanımızda diye biraz genellemeyle başlayacağım ama gerçekten de öyle; ortaokul, lise; ailenden harçlık alırsın. Varsa anne babanın vardır kredi kartı. Bizde sistem haftalık harçlıktı. Okuldaki yemeklerimi, hafta sonu sinemalarımı hep o harçlıktan harcardım. Kıyafet alışverişim için ise ayrıca para isterdim. Çok gereksiz ama illa istediğim şeyler için de para biriktirirdim. Para biriktirme alışkanlığım taa o zamanlardan.

Üniversite için İstanbul’a geldiğimde babam kendi maaş kartını bana verdi ve bütün ay bununla geçinmem gerektiğini söyledi. Geçindim ben de. Ne zaman o çok pahalı elbiseyi ya da ayakkabıyı ya da yurt dışı seyahatini istesem para biriktirdim. Evet, kredi kartım olmadığı için pahalı ihtiyaç ve isteklerim hiçbir zaman anında olmadı. Ve yine bundan sebep malım çok kıymetlidir. Eşyalarımı özenli ve uzun süre kullanırım.

Üniversite bitip, çalışma hayatı derken hayat ilerledi. Kimi zaman maddi olarak çok zorlandım. O evdeki tüm elektrikleri kapatıp karanlıkta kaldığım ama yine de elimdeki paranın dışına çıkmadığım günleri hala hatırlarım. Yine de bankaların neredeyse zorla verdiği kredi kartlarından istemedim. O karttaki limit, benim param gibi gelmiyordu. Siz de bilirsiniz ya, sanki sürekli başka birisinden borç alıyormuşum gibi, ki ben borçlu almayı hiç sevmem.

30'lu yaşlarıma girdiğim şu hayatımda ne zaman birine kredi kartı kullanmadığımı hatta hayatımda hiç kredi kartım olmadığını söylesem bana şaşkınlıkla bakıyor. Ne yalan söyleyeyim ben de önceleri bunu çok havalı bulurdum. Sonra sonra tabii yaş ilerleyip, akıl kemale ermeye başladıkça, içten içe kendimle gurur da duymaya başladım. Sisteme bir şekilde dahil olmamak beni mutlu etti.

Gerçekten anlayamıyorum da; karttan harcıyorsun, ay başı maaşının hepsini kartı kapatmak için kullanıyorsun, sonra ay içinde paran kalmadığı için yine kartla alışveriş yapıyorsun eee ne anladım ben o işten. İçinden çıkılmaz bir durum. Ayrıca nasıl olsa karttan diyerek ihtiyaç olsun olmasın, beğeneyim beğenmeyeyim bir sürü gereksiz şey satın alıyorsun…

O zamanki sevgilim, şimdiki eşimle, ilk tanıştığımız gün sohbet bir şekilde kredi kartı kullanmamama geldi. "Ben de kullanmıyorum" dediği o an içimden "Ben bu adamla evlenirim ya" diye geçirmiştim. E, evlendik de. Tabii anlaşmamıza tek neden bu değil ama hayatta önemli bir olgu.

Peki biz karı koca nasıl geçiniyoruz? Ya da nelerde zorlanıyoruz derseniz; şöyle;

Her ay başı eşimle hesabımızı yapar, harcamalarımızı çıkarır, yatırımımızı yaparız. Yaptığımız yatırımlar hep öngörmediğimiz giderler içindir. Örneğin, arabaya bir şey olduğunda, hastalandığımızda, o çok istediğimiz seyahate çıkmak istediğimizde,..vs. Genel olarak kredi kartının eksikliğini pek hissetmiyoruz. Paramız varsa harcarız, yoksa harcamayız. Bu kadar net. 

Ancak bazen öyle durumlar oluyor ki, özellikle çocuğumuz olduktan sonra, sistem sana hiçbir şans bırakmıyor, mecbur kartın olacak. Mesela, evimizde tadilat yaptırmamız gerekti ve maddi durumumuz o zaman pek müsait değildi. Kredi almamız gerekiyordu. Ama daha önce hiç kredi kartı kullanmadığımızdan ve kredi almadığımızdan, bizim bir kredi notumuz yoktu. Yani o bize sürekli kredi kartı vermek isteyen bankalar kredi vermiyordu. Eşimin şirketi referans oldu da zar zor alabildik. İşin ilginci, borç sevmediğimizden biz aldığımız o krediyi neredeyse yemeyip içmeyip birkaç aya bitirdik. Neredeyse sefalet çektik ama bitti borç. :D 

Hah bir örnek daha geldi aklıma. Yurt dışına tatile gideceğiz, paramız var biriktirmişiz. Otelde rezervasyon yapacağız, olmuyor, kredi kartı olmadan kabul etmiyorlar. Çünkü otele girdiğimizde de garanti için kart isteyecekler. Mail üzerine mail yazıp en sonunda ikna ettim ama kredi kartı almanın da ucundan döndüm. Araba kiralamak istersin, kartsız olmaz. Babamdan rica ettim. İlla kart lazımsa yakınlarımızdan da rica ediyoruz. Biz onlara ödüyoruz, onların kartını kullanıyoruz. Ama bu durum yılda bir bilemedin iki kere başımıza geliyor.

İnternetten alışveriş sevmem. Dokunmadığım görmediğim şeyi niye alayım? Ayrıca sosyal medyada gördüğüm her şeyin bende olmasına gerek yok. Ama illa internetten almam gerekirse o zaman da o alışverişi havale ya da EFT ile yapıyoruz.


Yani uzun lafın kısası; inattan mıdır, korkaklıktan mıdır, gururdan mıdır tam bilemiyorum ama olmadı işte kredi kartımız. Temennimiz de olmaması yönünde ama bakalım bazı konularda daha ne kadar direnebileceğiz? Direniriz yaaa, bu zamana kadar olmadı, bundan sonra da olmasın. Gelsene, kartsızlık güzel bence. 

14 Mayıs 2018 Pazartesi

Kadın Girişimciler hatta Anne Girişimciler : Başak ve Filiz'i tanıyalım

İlk mesaj Başak'tan geldi. Türk İşi Minimalizm postlarından biri keşfette karşısına çıkmıştı. Sonra hesabı daha detaylı inceleyince "biz nasıl daha önce tanışmadık" diye bana mesaj yolladı. 

Mesajı yollayan hesap adı da çok şekerdi: @motherkoala. İsmin arkasından ise iki annenin girişimcilik hikayesi çıktı. İki annenin çocukları için kimyasaldan uzak doğal ürünler kullanma ihtiyacı üzerine Naturel Anne'yi kurmalarının hikayesi. 

Madem yalın bir hayatın peşindeyiz, her şeyin ayrı bir temizlik maddesi olacağına burda da sadeleşelim, mutfakta neden bir ürün yetmesin demişler mesela. Sonra önce sabunlar ve onu başardıktan sonra likit çözümler denemişler. Sonra Pınar Hanım'la tanışmışlar, benim de mutfakta tasarruf önerilerini paylaştığım İpek Hanım'ın Çiftliğinin sahibi Pınar Hanım haftalık maillerinde onları tanıtınca girişimcilik hikayeleri hız kazanmış. 

İzmir'de oldukları için Başak ve Filiz'le (henüz) yüz yüze tanışamadık. Ama bana denemem için "Bulaşık&Mutfakta" ürünlerinden yolladılar. Mutfak tezgahını da onunla siliyorum, elle yıkadığım bulaşıkları da onunla yıkıyorum. Tatlı bir portakal kokusu var.  Ürünün en büyük özelliği şu: üründeki maddeler suya karışsa da doğada çözünebilir olduğu için temizlik sonrası borulardan akan yıkama suları, yeraltı sularına ve toprağa karıştığında en fazla 28 gün içerisinde yok oluyormuş. onlar da bunu "temizlik sonrası vicdan rahatlığı" olarak ifade ediyor.

Biliyorsunuz farklı yaşamlar da mümkün diyerek hem minimalist meydan okumalar yapanları hem de sadeleşme, sıfır atık çerçevesinde girişimcilik yapanları sizlere tanıtmaya başladım. Burdan yola çıkarak Başak'a Mother Koala ürünlerinin yanı sıra kendi hayatlarında ne tür önlemler aldıklarını sordum. Onun cevabından alıntılıyorum: 


"Doğal ürünlerle beslenme de az ve bilinçli tüketmemizi sağladı. Çöplerimiz ayırıyorum. Balkonda kompost üzerine araştırıyorum bu aralar. Kıyafetlerimizin pamuklu olmasına dikkat ediyoruz. Pamuktaki pestisit konusunun da farkındayız. Haftalık yazılarımızı da doğal yaşam çabalarımız doğrultusunda belirliyoruz aslında.
Bunlar dışında başta plastik oyuncaklar olmak üzere evde sadeleşme çalışmalarına da başladık."

(Türk işi minimalizm notu: Kompost demişken, bu konuda @kufnoktası Rana'nın yazısı için buraya tıklayın

Haftalık bültenlerini takip etmek ve ürünleri için detaylı bilgi için www.naturelanne.com a bakabilirsiniz. 


7 Mayıs 2018 Pazartesi

Minimalizm ne değildir?

Minimalizmi ve minimalist eylemleri sıralarken gözden kaçırdığımız bir nokta var: minimalizmin ne olmadığı.

www.bemorewithless.com sitesinde yer alan Minimalizm hakkında 10 yanlış bilgi tam da bunu anlatıyor.

Sizin için çevirdim:  


Minimalizm hakkında 10 yanlış bilgi

Minimalizm bir etkinliktir – Minimalizm kalbinizde ve aklınızda başlar; gardrobunuzda değil. Gardrobunuzu temizlemek bir başlangıç olabilir ama tek başına sizi bir minimalist yapmaz.
Minimalizm bir dindir – Bu konuda inanç göstereceğiniz tek şey minimalist bir hayat tarzı benimsediğinizde hayatınızın daha az şeyler daha zengin olacağıdır.
Minimalistler asla para harcamaz – Temel maddeler veya sizin için önemli şeyler için para harcamak bir alışveriş merkezinde gününüzü geçirmekten farklıdır. Minimalistler de sık sık amaçlı bir şekilde paralarını harcarlar.  
Minimalistler bencildir  – Şaşaalı hediyeler için para harcamayabilirler; ama bunun nedeni kendi hayatlarındaki karmaşadan kurtulup sizinki hakkında daha düşünceli davranmak için kendilerine alan açmış olmalarıdır.  
Minimalistler 100'den az eşya ile yaşarlarDave Bruno ve diğer bir çok minimalists gerçekten de 100'den az eşya ile hayatlarını sürdürüyor ancak bu sizin de minimalizmi aynı şekilde hayatınıza adapte etmenizi gerektirmez. 
Minimalistler yalnız yaşar ve bir aileleri, çocukları yoktur  - Minimalist yaşam tarzını benimseyen Joshua Becker'ın bir karısı ve 2 küçük çocuğu var; Brett ise evli ve 2 köpekleri var. Siz de aile yaşamı sürdürüp minimalist olabilirsiniz.
Minimalizm aşırı uçlarda yaşamaktır. – Eğer Everett Bogue gibi yaşarsanız extrem bir hayatınız olabilir ancak minimalist olmak için illa ki sırt çantanızla gezmeniz gerekmez, her an her koşulda minimalist yaşama geçebilirsiniz.  
Minimalist olunmaz minimalist doğulur – Hiçbir minimalist bu şekilde doğmadı ya da büyümedi. Bu sizin hayatınız ve istediğiniz noktada değişmeye karar verebilirsiniz.
Minimalistler araba kullanmaz – Rowdy Kittens sitesinin yazarı Tammy Strobel araba kullanmıyor ama bir çok başka minimalistin hala arabası var. Yaşam tarzınızın ve hayatınızın gerekliliklerine göre bir arabaya sahip olabilirsiniz. Ama bu noktada onu zorunlu durumlar dışında kullanmamayı seçebilirsiniz.
Eğer beraber olduğunuz kişiler minimalist değilse siz de olamazsınız – Yukarda da belirtildiği gibi bu sizin hayatınız, siz ona bir örnek teşkil edebilirsiniz ya da o kendi "fazla yük"üyle mutlu olabilir. Önemli olan sizin kendi hayatınızla ilgili ne yapmak istediğinizdir.

4 Mayıs 2018 Cuma

İki genç girişimcinin Sıfır Atık ürünü Mumo Wrap ile tanıştınız mı?



Instagram sayfama bakmış olanlar kendimi "sıfır atık acemisi" olarak tanımladığımı bilir. İlk olarak Trash is for tossers sitesinin sahibi Lauren Singer'ın TED Teen konuşmasına rastlamamla başlayan farkındalığım bu konuda diğer yazan çizen blogger, instagrammer'ları keşfetmemle yavaş yavaş kendi hayatıma taşımama yardımcı oldu.



Hatta geçen yıl Ekim ayını Çöpsüz yaşam / sıfır atık ayı ilan edip her gün instagramda öneriler paylaşmış burda da haftalık derlemeler yapmıştım. İşte ilk o zaman balmumu kağıt diye bir şey duydum. Ama birçok ürün gibi bu ürünü de yabancı sitelerde görmüş Türk muadili yok diye düşünmüştüm.

(Okuma önerisi:

Sonrasında bir gün story'de yine konu streç filmlere gelince instagramda bir arama yapayım dedim ve karşıma Mumo Wrap çıktı. Ben de hemen bir ekran görüntüsü alıp paylaştım meraklısı için. Sonra onlar da beni görünce ürünü kendim denemem için 3'lü bir paket yolladılar.  

Ürün çok tatlı desenli 3 farklı boy balmumu kaplı saklama kumaşından oluşuyor. Tek yapmanız gereken soğukça bir suda ürünü yıkayıp kurulayıp sonra da gerektiğinde elinizde ısıtarak kapatacağınız kabın üzerinde şekil vermek. Sonra işi bittiğinde yine yıkayıp kurulayıp kaldırmak.

Üstelik sadece kabın üzerine sararak değil de direkt sandviç, meyve vs gıdaları da sararak yanınızda taşımınızı da sağlıyor.

Mumo Wrap'i bu kadarla anlatmayı bırakmak istemedim ve onlara hikayelerini sordum.

İşte Işınsu ve Erdem'in girişimcilik hikayesi: 

Türk İşi Minimalizm (TİM): Önce sizi tanıyalım mı?

Işınsu: Biz iki doğa sever, ilkokul arkadaşıyız. 


Erdem, iç mimar ve tasarımcı; daha önce farklı alanlarda üretim tecrübesi var ve bu kombinasyonu insanların hayatına katkısı olan ürünler tasarlayarak ve üreterek hayata geçirmeyi seviyor. Tüm Mumo'lar kendi atölyemizde Erdem'in sevgisiyle, emeğiyle üretiliyor.
Bense, iş hayatına kurumsal yapıda başlayıp, daha sonra yeni girişimlerde iş geliştirmeden sorumlu olarak çalışmayı tercih etmiş ve doğaya katkı sağlayan bir işi olmasını hayal eden bir gıda mühendisi ve anneyim. Mumo, benim mutfağından çıktı ve büyüdü.

Biz bir arada birbirimizin eksiklerini tamamlayarak çok keyifle Mumo'yu emek emek büyütmeye çalışıyoruz, yaptıklarımızı çok seviyoruz. Aynı zamanda Mumo'nun ilk kullanıcıları olarak artık evlerimizde neredeyse hiç buzdolabı poşeti veya streç film kullanmadan yaşar hale geldik. Hayalimiz dokunduğumuz herkeste plastiğin çevreye ve hayatımıza etkisi konusunda bir farkındalık yaratmanın yanı sıra pratik ve sağlıklı alternatiflerin olduğunu göstermek.

TİM: Mumo tam olarak nedir peki?

Erdem: MUMO, bir yiyecek saklama kumaşı, gündelik hayatta kullandığımız buz dolabı poşeti ve streç film'e alternatif bir ürün. Balmumu, Çam Ağacı Reçinesi ve hindistan cevizi yağının kumaşa emdirilmesiyle üretiliyor. Doğal olarak sahip olduğu mikro gözenekler sayesinde içindeki ürünün nefes almasını sağlıyor ve böylece plastik denklerine göre çok daha fazla uzun süre taze saklayabiliyor. Üstelik, doğadan çıkan, doğal olarak antibakteriyel ve yenilebilir malzemelerden üretildiği için sağlık açısından son derece güvenli, tekrar tekrar kullanılabiliyor ve kullanım ömrünün sonuna geldiğinde de doğayı plastik atığı ile kirletmiyor.

TİM: Bu ürün nerden aklınıza geldi? 

Işınsu: Ürünün Amerika'da üretilen markalarından birinin videosunu Facebook'ta görmem ile başladı her şey. Erdem (ortağım) benim ilkokul arkadaşım ve hep onunla beraber bir iş kurmayı ya da arkadaşlarımız var olan işlerini geliştirmeyi konuşurduk ancak çok ileri taşıyamazdık, Mumo ile değişti her şey. Ben Erdem'e gidip bu ürünü beraber yapmak ister misin diye sordum? O gitti Eminönü'nden balmumu, reçine ve jojoba yağı aldı ve böylece denemelere başladık.

TİM: Daha önce kullanmış mıydınız? 

Işınsu: Daha önce ikimiz de bu ürünü ya da bir benzerini kullanmamıştık, ilk denemeleri yapmaya başladığımızda, dünyanın farklı yerlerinde üretim yapan iki markadan örnek ürün satın aldık ve bu şekilde kullanmaya başladık biz de, 2017 yazında.

TİM: Bu ürünü yapmak İçin var olan bir işten ayrıldınız mı yoksa paralel götürdüğünüz bir iş daha var mı?

Işınsu: Ben Ekim 2017'den beri aynı zamanda tam zamanlı olarak başka bir işte çalışıyorum. 

Erdem: Ben de ağırlıklı olarak Mumo'ya odaklanmakla birlikte, yakın bir arkadaşımızın kurmuş olduğu Salto Tasarım adı altında, sıfır atık konusuna duyarlı, ahşap ve dağcılık malzemelerinden üretilen çocuk parklarına da iç mimar olarak destek veriyorum. Salto tasarımla ilgili de burada ufak bir parantez açalım, Salto Tasarım özellikle plastik ve kanserojen malzemeler içerebilen çocuk parklarına doğal malzemelerden alternatif oluşturan bir firma. Bunun yanı sıra çocukların fiziksel gelişimine, açık havada vakit geçirmelerine ve birbirleri ile etkileşimlerine de destek veren ve güvenlik konusunda çok dikkat edilmiş oyun modülleri var. 





TİM:İlgi nasıl? Bilenler ve bekleyenler var mıydı pazarda yoksa kendinizi anlatmak zor mu oldu



Işınsu: İlgi konusu biraz karmaşık bana kalırsa. Bu iş halen fikir aşamasındayken kime söylesek çok heyecanlandı, meğer kimse streç filme bayılmıyormuş, bunu görmüş olduk. Bizi en çok motive eden unsurlardan birisi buydu kendi adıma konuşmam gerekirse. Ancak bunun yanı sıra streç film ve buzdolabı poşetini hayatından çıkartıp Mumo kullanmaya başlamak ciddi bir alışkanlık değiştirme meselesi. Kafaya koyunca yapılabilen bir şey bana kalırsa, biz de kendi hayatlarımıza adım adım soktuk diyebilirim. Bu sebeple de tanıtmak ve duyurmak, insanların bir seçim hakkı olduğunu fark etmelerini sağlamak çok önemli. 

Pazarda bizi bekleyen kitle konusuna gelirsek, gözlemlediğim kadarıyla, özellikle sağlıklı yaşam ve sağlıklı beslenme alanında farkındalığı yükselmiş, paketli gıda kullanmayı çok aza indirgemiş, ev dışında bile kendi yiyeceğini yanında taşıyan bir kitle var ve bu kitle Mumo'yu duyduğu andan itibaren çok seviyor ve çok hızlı bir şekilde yaşamlarına entegre edebiliyorlar. Bunun yanı sıra bir de okul çağında çocukları olan anneler var Mumo'yu hızlı bir şekilde sahiplenip evlerine dahil eden. Bir de diyetisyenler ve sizin gibi daha az tüketmeye odaklanmış kişiler için de çok cazip bir ürün tabi.

Kendimizi anlatmak ürünü kısa bir şekilde tanımlamak zor olduğu için zor oluyor bence hala, Mumo diye kısaltabiliyoruz ürünü tanıyanlar ve kullananlar için ama İngilizce tanımı gibi (beeswax food wrap) kısa ve öz bir tanımlama yapmakta çok zorlandık ve hala zorlanıyoruz. Sizce Tekrar kullanılabilen, doğal, yiyecek saklama kumaşı kendini açıklayabiliyor mu ürün adı olarak?


Erdem: Bence pek kimsenin streç film ile bir problemi yok. Streç film öyle ciddi bir alışkanlık haline gelmiş ki, iyi mi kötü mü üzerine kafa yormaya bile fırsatımız olmuyor. Mumo gibi bir ürünü kullanmaya başlamak, hızlı bir alışkanlıktan vazgeçmek demek, dolayısıyla mutfakta vakit geçiren biri olarak çok kolay olduğunu söyleyemem. Yıkanması, kurutulması ve muhafaza edilmesi farklı bir süreç gerektiriyor. Bu sürecin, kendi adıma "ne yapıyorum ben" üzerine düşünme fırsatı sağladığını gördüm. Hızlıca kullanıp çöpe attığınız bir ürün sizi sadece konfor alanında tutuyor ve düşünme fırsatı vermiyor. Hem zihnimizin uyuşması hem bedensel sağlığımızın bozulması (kanser görülme oranının artması vb) hem de doğanın dengesinin ciddi şekilde bozulmasının nedenlerini farketmek önemli diye düşünüyorum.
Bu farkı anlatabilmek o kadar kolay ve hızlı olmuyor, ama anlatmayı başarabildiğimizde ilgi de aynı oranda geliyor.





TİM:Genel olarak sizin de evde /işte sıfır atık için aldığınız farklı önlemler var mı?


Işınsu: Mumo kullanmak, organik gıda pazarından alışveriş yapmak (pazarda verilen kese kağıtlarını yırtılana kadar tekrar tekrar kullanmak), normal marketlerden alışveriş yaparken torba almayıp kendi çantamla gitmeyi de bir süre denemiştim ancak çok zorlandım açıkçası, bir de evde çöp poşeti olarak kullandığım plastik poşetlere henüz bir alternatif getiremediğim için market poşetlerini de en azından iki kere kullanarak çöpe gönderiyorum şimdilik (aslında hayalim balkonda ya da oturduğum apartmanda bir açık alanda kompost yapmaya başlamak ve çıkarttığım çöp miktarını minimuma indirmek), geri dönüşüm için çöpleri ayrıştırmak, paketli gıdaları mümkün olduğunca az tüketmek, işe yemek götürüp getirirken yıkanıp tekrar kullanabilen ürünlerle taşımayı tercih etmek. Deterjan/temizlik ürünlerini mümkün olduğunca doğal ve en büyük boy çeşitlerden tercih etmek. Kozmetikleri yine mümkün olduğunca el yapımı tamamen doğal olanlardan tercih etmek. Oğluma mümkün olduğunca az eşya/oyuncak almak, aldığımda da ahşap/karton oyuncaklar tercih etmek (akrabalarımızdan, arkadaşlarımızdan gelenler konusunda bir yönlendirme yapmıyorum şimdilik). Kullanmadığım eşyaları ihtiyaç sahiplerine iletmek (senede 1 kere ancak ayrıştırma yapabiliyorum, daha gidecek çok yolum var)


Erdem: Mumo'nun bütün süreci için atık ve sürdürülebilirlik konularını çok ciddiye alıyoruz. Mumo'nun ambalajı tamamen geri dönüştürülmüş kağıttan ve ambalaj üzerindeki pencerelerden çıkan normalde atık olacak kağıtları kartvizit olarak kullanıyoruz. Mumo'ların kaplandıktan sonra kenarlarından çıkan atıkları soba yakan dostlarımıza çıra olarak kullanılması için veriyoruz. Yerel malzemeler kullanmaya gayret ediyoruz.

Bu kadar yeni öğrenilen bir alanda cesaretle adıma atan Işınsu ve Erdem'e başarılar diliyorum. 

30 Nisan 2018 Pazartesi

#turkisiminsgame'den bana kalanlar


Bugün 30 Nisan 2018, 1 Nisan'da 1 adet karton dosya ile başladığım, orjinali The Minimalists'e ait olan ama Nisan ayında hep beraber yapıp takip edebilmek için #turkisiminsgame etiketi ile takip ettiğimiz "azalma oyununun" sonuna geldik. 

Her gün 1'er tane arttırarak 30. günde 30 eşyaya ulaştığımız (ki eminim bazı günler çoğumuz o gün gerekenden fazla şey buldu ve elden çıkardı) toplamda ise 465 eşyaya veda ettiğimiz bu oyundan kendi adıma çıkardıklarımı paylaşmak istiyorum bugün sizinle. 

Benimle beraber en başından katılıp sonuna kadar gelenler olduğu gibi, aradan girip bir anda birçok şeyi elden geçirip sadeleşenler de oldu. Gelen fotoğraflar hepimizin ufkunu açtı. Mesela 5. günde bir takipçi hep ertelediği 5 tane işini hallederek kafasını rahatlattı
Başka bir arkadaş kartvizitlerini sadeleştirirken birisi de gelin çiçeği ile vedalaştı. Lise defterlerinden yıllar sonra ayrılan da vardı aramızda benim gibi 10 yıldır kullanmaya kıyamadığı bir ürünü sonunda kullanıp ambalajını atan da. 

İlk günler kolay geçti, zaten evde herhangi bir şeye atılan küçük bir bakış 2-3 sonraları ise 9-10 parçayı bulmaya yetiyordu ama bence işler günlük adet 10 küsürlere varınca başladı. Ve ben sonunda dolabıma el attım. Bilen bilir ben evlilik öncesinde (ve evlendiğimde) 2 kapılı küçük bir dolap ve bir şifonyere sığar hale gelmiştim ama sonra doğum(lar) ve arada veremediğim kilolar ve diyetler... ile dolabımda geniş bir beden yelpazesi ile yaşıyordum. İkinci doğumla beraber ve daha da önemlisi bu "challenge"la beraber artık değiştiğime karar verdim. Tekrar evlilik zamanı kiloma döndüğümde bile (bu sefer başaracağım umarım) artık sakladığım o kıyafetlerin birçoğu benim için yabancı. Artık kıyafetlerimde sadece güzel görüntü dışında şeyler arıyorum. Kumaş içeriği, kalitesi, dolaptaki diğer parçalarla uyumu... O yüzden 4 yıldır ilk defa elimi korkak alıştırmadım ve tabiri caizse o dolaba daldım ve günlerce çıkamadım. Durup durup tekrar baktığım askılar oldu. Ne kadar sevsem bile eğer bir kıyafet %100 polyester ise acımadan ayırdım. 

Bir takipçim dedi ki, "çıkanlara bakıyorum da bunları tekrar dolaplara koymak istesem yer bulamam". O kadar haklı ki, şu an dolabım çok rahatladı. İçlerinden daha gidecekler var ama emzirme dönemi, hala kalan 5-10 kilo derken onları şimdilik tuttum. Ama zayıflayınca giyerim kısmı çok çok azaldı. İnşallah günü geldiğinde alırım. Artık bundan sonra (ki zamanında yaptığım en büyük hatalardan biri) bir şeyi beğenince üzerime olmasa bile zayıflayınca giyerim diye almam. Ne fena değil mi? Hani üzerine olur da sonra kilo alınca giyemez saklarsın. Yok! Ben direkt zayıflayınca giyerim diye alıyordum. 

Toplam gardıroptan kaç eşya çıktı saymadım ama bayağı bir günü orda harcadım: ) Arada kitaplara, kozmetiklere, ilaçlara da daldım. Şimdiii, yukarda biraz kendimi harcadım ama mutluluk duyduklarım da oldu: 

Atacak fazla dergim (son gün eşimin aylardır ellemediği dergileri attım; normalde onun eşyalarına karışmıyorum) ya da katalog vs'm yoktu. Fazla nevresim, havlu, tabak çanak (son gün fincan eledim, hediye diye tutup ama yıllardır kullanmadığımız) filan da çıkmadı. Kozmetik olarak elediklerim de ilk günlerdeydi. Yani gardrobum olmasa bayağı iyi durumdaymışım kendime göre: ) 

Zaten 26. güne geldiğimde gerçekten daha ne yapabilirim ki dedim kendi kendime. Yıllardır halihazırda durup durup bir grup eşyayı elden geçiriyor daha da önemlisi daha en başından almıyordum. İşte insanın kendini asıl sınadığı an bu oluyor. Görmemeyi seçtiklerine bakma zamanı. 

Kitaplara geri döndüm ve 29 tane kitap daha çıkardım mesela kütüphaneden. Yıllarca seyahatlerde ucuz yakalayıp aldığım Fransızca romanlar... (Normalde yıllarca kursa gittim, okulda ve özel olarak ders aldım ama sonra hiç pratik yapmadım). Kıyamadığım şeylerdi. Hem bana benim hayatımda olmayan bir dönemi hatırlatıyorlardı hem de seyahatlerden hatıraydı. E tek tek az paralar versem de totalde de nihayetinde bir para vermiştim. Ama kendime dürüst olunca bunları okumayacağımı anladım. Aynı değişen bedenim ve kıyafet tercihlerim gibi okumak istediğim kitaplar da zamanla değişmişti. Bir gün Fransızcamı tekrar toparladığımda gider ya Kindle'dan bir kitap indiririm dedim kendi kendime. Ya okursam diye tutmanın manası yoktu. 

Sonra biraz ıvır zıvırlara daldım, kırık minik oyuncaklar, tekrar çorap ve iç çamaşır çekmecesi, biraz boşa duran ambalaj derken sonunda 465'i (bence rahat 500'ü bulmuşumdur, arada fazla fazla saydığım da oldu) tamamladım. 

En trajikomiği ise kitapları elden geçirirken elime geçen bir ince paket oldu. Baktığımda 10 yıl önce bir müzenin tasarım ürünler satan hatıra dükkanından aldığım vazoyu gördüm. Sert dümdüz plastikten yapılan vazonun esprisi sıcak su ile şekil alıp sonra şeklini uzun zaman korumasıydı. Rengine vurulup kullanmaya kıyamamıştım. Hemen gittim, akşamın bir saati pakedi açıp vazoyu "oluşturdum". Sonra da şansa evde çiçek de olunca çiçekle de şenlendirdim. 

Bana kalan nedir yani derseniz? 

  • Daha da bilinçli alışveriş yapmak. O anda okumaya, giymeye, kullanmaya, yemeğe vs niyetim yoksa, gelecek hayali ile almamak (bir istisna: indirim zamanı çocuk kıyafet, oyuncak ve kitabı. Çocuklar için faydalı olacağına inandığım şeyi uygun fiyata bulursam kenarda gerekirse 2 yıl bekletirim, çünkü günü geliyor. )
  • Kullanmaya kıymak, benden değerli mi ve daha iyi bir zaman var mı Allah aşkına.
  • Kendimi olduğu gibi kabul etmek ve sevmek. 
  • Hatıralarımın eşyalardan bağımsız olduğunu hatırlamak.


Siz de eğer bu oyuna benimle katılanlardan iseniz çıkarımlarınızı benimle paylaşırsanız çok mutlu olurum. 





27 Nisan 2018 Cuma

Fast Fashion | Hızlı Moda Nedir? OKU: Overdressed

Baharda Amazon’a üye oldum ve bir Kindle alamasam da telefon ve iPad’ime Kindle uygulamasını indirdim. Amazon’un en sevdiğim özelliklerinden birisi bilmediğin bir kitabın eğer Kindle versiyonu varsa girişten bir kısmı Kindle uygulamasına indirebilmek. Böylece 20-30 sayfa okuduktan sonra kitabın gerisini merak ediyorsanız alabiliyorsunuz.

İşte tam bu şekilde indirdim Overdressed kitabını. Kitap o kadar hoşuma gitti ki hemen yazarının instagram hesabını buldum. Derken kitabı biraz yavaş okusam da sadeleşmenin bir ayağı olan hızlı moda / fast fashion konularına da ilgi duymaya başladım.

Yazar Elizabeth L. Cline kitabın başında şöyle diyor:  Çoğunlukla ikinci el alışveriş yaparken ucuz kıyafetlerin çıkışıyla mağazalardan her zamankinden çok ucuz ucuz kıyafetler almaya başladım. Etrafımdaki herkes gibi üzerine çok düşünmeden ucuz modaya kapılmıştım. Bir gazeteci olarak sonunda bu ucuz modanın arkasındaki gizli giderleri ve endüstriyi merak etmeye başladım.

Hızlı moda dediğimiz ne peki? Geniş bir tanım yapacak olursak kaliteye çok da önem verilmeden yılda 2 ya da 4 sezon yerine iki haftada bir değişen koleksiyonlar, bir mağazaya gittiğinizde gördüğünüz kıyafeti bir dahaki gidişinizde bulamamanız, ürünlerin fiyatının ucuzlaması, bu ucuzluk nedeniyle “giymezsem atarım/veririm” düşüncesiyle fazla fazla almak, arka planda ise bu ucuzluğu yakalayabilmek için üretimin ucuz işçilik olan ülkere kayması. Hep sadeleşmeden konuşuyoruz ya elden çıkardığınız kıyafetlerin, ayakkabıların kaçının üzerinde hala etiketi vardı??


Şimdi bir kendinizi düşünün, modanın sürekli değişmesi sizi etkiliyor mu? X bir mağazaya girip bir şey beğendiğinizde bir sonraki gelişinizde onu bulmayacak olmak sizi o kıyafeti almaya itiyor mu? Ya da kaç kere beğendiğiniz bir kıyafeti denemeden “Amaaan olmazsa da bakalım, veririm birine” dediniz. Birçok kişinin psikolojik bir para sınırı var. Herkesinki farklı tabii ama çoğumuz aldığımız şey o para sınırının altında ise (mesela 20Lira) o kıyafetin üzerine olmadığını ya da evdeki hiçbir şeyle uymadığını fark ederse gidip değiştirmiyor. Çünkü o kıyafete ödediği paranın o çabaya değmeyeceğini düşünüyor.  

Geçenlerde bir mağazaya girdim. Arkadaşımın aklında olan bir ayakkabıya bakması gerekiyordu. 2 haftada bir sezonu değişen markalardan biri. Benim alacağım bir şey olmadığı için raflarda takıldım. Mevsim itibariyle genellikle kazaklar ve hırkalar ağırlıktaydı. Aynı geçen gün instagramda gelişigüzel baktığım gibi burda da rastgele belki 6-7 tane ürünün etiketine baktım. Hepsi ama hepsi %70 ya da üzeri polyester içeriyordu. Gerçekten sinir bozucu. Ve hiçbirinin fiyatı da düşük değildi. Sezon ürünü oldukları İçin gayet yüksek fiyatlıydı. Kazaklar vs zaten tshirtlere göre de pahalı. E peki üretim Çin’deyse malzeme de naylondan hallice ise neden bu kadar pahalı? 

L. Cline kitabında ziyaret ettiği üretim fabrikalarındaki çalışma koşullarından da bahsediyor. Ne yazık ki çoğunda durum içler acısı. Tahmin edebileceğiniz gibi fiziki koşulların kötülüğü, maaşların azlığı başı çeken negatif etmenler. Yukarda gördüğünüz fotoğraftaki gibi 1 doların altına yapılan kıyafetler ve bunların misli katlara alıcılara ulaşması. 

Aslında hepimiz çok ucuz bir şey aldığımızda bunu bir an belli bir sn bile olsa sorguluyoruz. Sadece kumaşını alsan x lira tutar, bunu nasıl bu paraya satıyorlar diye bir düşünürüz ama aldığımız kıyafetin arkasındaki hikayeye çok da takılmayız. Işıklar altında, şık ya da modern raflarda müziğin etkisiyle o kıyafetin üretildiği yer artık çok geride kalmıştır. Şu yanılgı da olmasın. Bir kıyafetin pahalılığı onu otomatik olarak kaliteli yapmıyor. Ne yazık ki kumaşların ve dikişlerin kalitesizliği artık tüm markalarda karşımıza çıkabilen bir şey. 

Peki ne yapalım? Hiç mi almayalım? Ben tabii size bunu öneremem. Hiç almamak kadar radikal bir yol yerine her konuda olduğu gibi alışverişte de daha bilinçli hareket ederek moda endüstrisindeki bu kötüleşmedeki etkimizi azaltabiliriz. 

  • Trendlere kapılmayın. Güzel ya da ilgi çekici bir kıyafeti arkadaşınızın üzerinde, vitrinde ya da dergide de sevebileceğinizi bilin. Her bir moda akımına uymaya , onun gerektirdiği şeyleri almaya mecbur hissetmeyin. 
  • Etikete bakmayı alışkanlık haline getirin. Kumaş çeşitlerini öğrenmek için şu yazıya göz atın
  • Kumaş çeşidini öğrendik. Güzel. Ama o kumaşın dokuması da önemli. Elinizde tutarken inceliğinden arkasını gördüğünüz bir Tshirt muhtemelen ilk yıkamada yamulacaktır. Sırf ucuz diye çöpe atacağınız bir şey almayın. 
  • Dikişler : her tarafından iplik sarkan bir kıyafet kendini anlatır da bazen biraz daha dikkatli bakmak gerekir. Paçalar ya da kollar simetrik mi , bel oyuntusu ya da sırt dikişi olması gereken yerde mi? Üşenmeyiniz. Deneyiniz. 
  • Basit tamirat öğrenin ya da bilenleri sevin, onlara iyi davranın. Bir sökük ya da yırtık yüzünden kıyafetlerinizi atmayın/ vermeyin. 
  • Dikim kıyafetler pahalı olabilir ama mahalle terziniz ya da ailede bilen biri varsa kumaşınızı seçin ve üzerinize tam oturan bir kıyafetiniz olsun. Mesela çalışıyorsanız bir etek olabilir bu. Nasıl hissettirdiğine bakın. Verdiğiniz para farkına değdiğine inanırsanız az ve öz şekilde ilerleyin. 3 tane Farklı modelde ve hiçbiri tam oturmayan siyah etek yerine bir tane 3ü fiyatına gelen dikim bir eteğiniz olsun gibi. 
  • İkinci el: neden bilmiyorum ikinci el giymekten çekinen çok kişi var ve tek sıkıntıları hijyen değil. Başka birinin gözden çıkardığı bir şeyi giymek ayıp gibi düşünülüyor sanırım. Gerçi artık yeni ikinci el platformlarının çıkmasıyla bu algı kırılacak gibi. Sizin sıkıntınız hijyense o zaman aileden ya da arkadaşlardan gelen önerilere açık olun. Eğer önerilen kıyafet temiz ve iyi koşullardaki ve size uygunsa (zevk ve beden olarak) alın. Arkadaşlarınızla da  bir gün düzenleyerek herkesin x adet kıyafet getirmesini sağlayarak kendi “Giysi Takası”nızı düzenleyebilirsiniz. Hatta bunu kitaplara vs için de uygulayabilirsiniz. 
  • Upcycle / İleri dönüşüm: paçası yıpranan kotunuz şorta, kollu gömleğiniz kolsuz bir bluza dönüşebilir. Fikirler sonsuz. Kumaşını sevip modelinden haz etmediğiniz her şey için müracaat Pinterest. 

Umarım size faydalı fikirler sunabilmişimdir. Sizin de değerli önerilerinizi bekliyorum.  



Illustration by: Alyssa Curry | Staff Illustrator